Ölüm ve Yaşamın Döngüsü Üzerine
- 2 Mar
- 2 dakikada okunur
09.05.22
Ölüm...
İnsanın yüzüne inen kocaman bir şaplak. Varlığı içimizde bir yerlerde hep saklansa da ki büyük olasılıkla biz görmek istemediğimiz için o tarafa hiç bakmıyoruz; hayatı o yokmuş gibi yaşarız.
Tüm hayatın boyunca her gün ölümü düşün demiyorum tabii ama gel ölüme başka bir pencereden bakalım.
Ölüm nedir? Sadece bedenlerimizin toprak altında çürümesi mi?
Değil elbet.
Yaşamın bir ritmi ve bir döngüsü var; bu ritmin içinde yaşam gibi ölüm de var. Yani yaşamın olması için ölümün gerçekleşmesi gerek. Mesela bir bebeğin çocukluğa geçmesi için bebekliğinin ölmesi gerek, ergenliğe geçerken de çocukluğunun ölmesi...
Birilerinin bir şekilde hayatımızdan çıkması da bir ölümdür. Günün bitip gecenin başlaması da...
Ve bizler bunun gibi binlerce ölüme şahitlik ederiz. Bize düşen buna izin vermektir. Kabul edilmezse ritim bozulur ve yaşam herkes için daha zorlaşır.
Bu bilgiyi içselleştirip bir kenara koyalım, olur mu?
"Peki bu bilginin bize ne yararı var?" diyebilirsin; onu da kendi açımdan şöyle açıklayabilirim:
Yanındaki insanın gözlerine bir başka bakarsın, saçlarını bir başka okşarsın, elini daha sıkı tutarsın ve onu sevdiğini her gün söylersin. Çünkü bilirsin ki o insan bir gün ölecek, ben öleceğim...
Yaşam insan için sonsuz değil belki ama ölümün o ağır enerjisini, yanımızdakileri her gün daha çok severek ve onlarla her anın kıymetini fark ederek yaşamak, daha hafif ve özgür hissettirebilir.
Hayat durmuyor, akıyor.
Şu anda çok mutluysan bil ki bir gün o mutluluk ölecek.
Ve şu anda çok acın varsa bil ki o da ölecek. Hiçbir şey kalıcı değil.
Geçen gün bir hocam hatırlattı, çok hoşuma gitti. Pi'nin Yaşamı filmindeki bir sahnede:
"Ömür boyu pek çok şeye veda ediyoruz ama keşke her şeye veda etme fırsatımız olsa; bazı şeyler biz veda bile edemeden gidiyorlar."
Yani diyeceğim cancağızım; her gününün ve sevdiklerinin kıymetini bilerek yaşa. Vedalar var, ölüm var...
Sevgilerimle,
Nurcan
